Yapay Zekânın Uzmanları “Artificial Intelligence and National Technology Reflections”ta Buluştu
TÜBA, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ve Kültür ve Medeniyet Vakfı (KÜME) Vakfı iş birliğiyle hazırlanan “Artificial Intelligence and National Technology Reflections (Yapay Zekâ ve Millî Teknoloji Üzerine Yansımalar)” adlı eserin tanıtım toplantısı, İstanbul Karaköy Palas’ta gerçekleştirildi.
TÜBA’nın Bilim ve Düşünce Serisi’nin 71. eseri olan kitabın editörlüğünü TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Arslan, Dr. Abdulkadir Taşdelen, Dr. Elvan Kuzucu Hıdır ve Dr. Ozan Ahmet Çetin üstlendi. Eserde yapay zekânın bilim, teknoloji, hukuk, eğitim, ekonomi ve toplum üzerindeki etkileri disiplinler arası bir perspektifle ele alındı. Üç ana bölüm ve 25 bölümden oluşan esere bilgisayar bilimlerinden hukuka, savunmadan eğitime, iktisattan felsefeye uzanan geniş bir alanda 38 yazar katkı sağladı.
Programın açılışını TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, KÜME Vakfı Genel Müdürü Abdullah Eren ve T3 Vakfı Genel Müdürü Dr. Elvan Kuzucu Hıdır yaptı.
“Yapay zekâ, bilimin doğasını yeniden şekillendiriyor”
Başkan Şeker konuşmasında yapay zekânın yalnızca bilimsel çalışmaları hızlandıran bir araç olmadığını, aynı zamanda bilginin üretiminden yayılımına ve yönetişimine kadar bilimin doğasını yeniden şekillendiren sosyo-teknik bir dönüşüm olduğunu vurguladı.
Yapay zekânın bilimsel süreçteki dönüştürücü etkisine dikkat çeken Şeker, AlphaFold örneğinin araştırmacının rolünün “deneyci”den “yorumlayıcı ve doğrulayıcı”ya doğru nasıl evrildiğini gösterdiğini ifade etti. Şeker, yapay zekâ çağında bilim açısından özellikle açıklanabilirlik, tekrarlanabilirlik ve şeffaflık ile eşitsizlik ve bilimsel özerklik konularının yeniden düşünülmesi gerektiğine işaret etti.
Şeker, yapay zekâ sistemlerinin yüksek doğrulukta tahminler üretmesinin tek başına yeterli olmadığını belirterek, “neden” sorusunun bilimsel araştırmanın merkezindeki önemini koruması gerektiğini vurguladı. Kapalı veri setleri ve “kara kutu” modellerin bilimin denetim mekanizmaları açısından yeni sorunlar ortaya çıkardığını belirten Şeker, büyük veri, işlem gücü ve nitelikli insan kaynağına erişimdeki küresel eşitsizliklerin de bilimsel üretimin yönünü etkileyebileceğine dikkat çekti.
“Türkiye’nin tüketici konumundan üretici konumuna geçmesi gerekiyor”
Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki mevcut kapasitesine de değinen Prof. Dr. Şeker, GPAI üyeliği, kamu kurumlarında oluşturulan yapay zekâ birimleri, Millî Teknoloji ve Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, YÖK’ün yapay zekâ programları ve Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) gibi adımların Türkiye’nin yapay zekâda tüketici konumundan üretici konumuna geçme iradesini ortaya koyduğunu söyledi. Bu stratejik adımların somut politika araçları ve kurumsal uygulamalarla desteklenmesi gerektiğini belirten Şeker, eğitim, araştırma ve yenilik ekosistemlerinin eşgüdüm içinde yapılandırılmasının önemine dikkat çekti. Yapay zekâ yatırımlarının Türkiye’nin ulusal değer üretimine katkı sağlayacağına ve uzun vadede kalıcı bir altyapıya dönüşeceğine inandığını ifade etti. Konuşmasında TÜBA’nın yapay zekâ alanındaki çalışmalarına da değinen Şeker, Akademinin son yıllarda yapay zekâ konusunda çalıştaylar, sempozyumlar ve raporlar gerçekleştirdiğini hatırlattı. Bu kapsamda 2022’de “Enerjide Yapay Zekânın Rolü” çalıştayı, 2025’te TÜBA Yapay Zekâ Çalıştayı ve I. Uluslararası Yapay Zekâ Hukuku ve Hukukta Dijitalleşme Sempozyumu, 2026’da ise uluslararası katılımlı “Yükseköğretimde Yapay Zekâ” Sempozyumu düzenlendiğini aktardı.
“Yapay zekâ çağında belirleyici olan, hangi soruları soracağımızdır”
Kitabın üç ana bölümden oluştuğunu belirten Şeker, eserin araştırmacılar, öğrenciler ve yöneticiler için eleştirel, sorgulayan ve insan merkezli bir bilim kültürünü besleyen bir başvuru kaynağı olmasını temenni etti. Şeker konuşmasını, yapay zekâ çağında bilimin geleceğini belirleyecek temel unsurun makinelerin hesaplama kapasitesi değil, insanların hangi sorulara, hangi değerlerle ve hangi sorumlulukla yöneleceği olduğu mesajıyla tamamladı.
"Yapay zeka, kamusal alana, günlük yaşantıya, varoluşsal meselelere ve varoluşsal bilince sirayet ediyor"
KÜME Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Eren de insanlık tarihine bakıldığında özellikle son 200 yılda çok büyük kırılmalar yaşandığını dile getirerek, içinden geçilen yapay zeka devriminin kamusal alana, günlük yaşantıya, varoluşsal meselelere ve varoluşsal bilince sirayet ettiğini kaydetti. Eren, teknoloji devriminin, internet devriminin sunduğu imkan ve tehditlerin değerlendirildiğinde toplumların uzun vadeli kalıcı etkilere maruz kaldığını anımsattı. Türkiye'nin insansız hava araçlarında dünyanın en iyi 2-3 ülkesinden biri olduğuna işaret eden Eren, "Şu an kendi insanlı savaş uçağımızı yapmaya çalışıyoruz ama işte 5-6 senemiz, 7-8 senemiz var daha önümüzde." ifadesini kullandı.
Eren, teknolojinin şüphesiz üretildiği coğrafyanın, onu tasarlayan zihinlerin önceliklerini ve dünyayı algılayış biçimlerini taşıyan kültürel bir form olduğuna dikkati çekerek, "Aslında son 200-250 yılı bir modernleşme hikayesi içerisinde geçen bir ülkenin, bir toplumun fertleri olarak bunu bizatihi yaşıyoruz. Dolayısıyla bu yaptığımız teknolojiye dair çıkarımlar, birer kültürel çıkarım. Meselenin kültür boyutunu da ıskalamamamız lazım. İşte Küme Vakfı bu noktada katkı sağlıyor." dedi.
“Yapay zeka yalnızca teknik bir alan değil”
T3 Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Kuzucu Hıdır ise 38 bilim insanı, araştırmacı ve uzmanın katkılarıyla hazırlanan "Yapay Zeka ve Milli Teknoloji Üzerine Yansımalar" eserini okuyucuyla buluşturduklarını belirterek, yapay zekanın çalışma hayatında oluşturacağı dönüşüm üzerine çok şey konuşulduğunu aktardı.
Yapay zekanın artık yalnızca teknik bir alan olmadığını vurgulayan Hıdır, şu ifadeleri kullandı: "Dilimizi, eğitimimizi, çalışma biçimlerimizi ve bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi de etkileyen paradigma dönüşümünün bir parçası. Bu eser de küresel gelişmelerden Türkiye'nin kapasitesine, eğitimden çalışma hayatına, yönetişimden etiğe kadar bu dönüşüme farklı pencerelerden bakmaya çalışıyor. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre şirketlerin yüzde 86'sı yapay zeka ve bilgi teknolojilerinin 2030'a kadar faaliyetlerini dönüştürecek temel unsurlardan biri olacağını öngörüyor. Mevcut becerilerin yaklaşık yüzde 39'unun da aynı dönemde dönüşmesi veya geçerliliğini yitirmesi bekleniyor. Bu nedenle Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında yalnızca teknolojiyi kullanabilmek değil, kendi insan kaynağımızı yetiştirebilmek, dilimizi ve verimizi koruyabilmek ve ihtiyaç duyduğumuz kritik teknolojilerde yetkinlik geliştirebilmek önem taşıyor."
Hıdır, yapay zekanın geleceğini yalnızca daha büyük modeller, daha hızlı işlemciler ve performans rakamları üzerinden değerlendirmenin yeterli olmadığını belirterek, "Teknolojinin insanla, etikle ve toplumsal sorumlulukla kurduğu ilişkiyi de hep beraber konuşmamız gerekiyor. Bu eserin kesin cevaplar vermekten ziyade yeni sorulara, yeni çalışmalara ve farklı disiplinler arasında kurulacak işbirliklerine katkı sunmasını temenni ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Toplantının devamında “Artificial Intelligence and National Technology Reflections”ın ele alındığı bir panel düzenlendi. Milli Savunma Üniversitesi’nden (MSÜ) Dr. Ozan Ahmet Çetin’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Öztemel, TÜBA Asli Üyesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Öğretim Üyesi ve TÜBA Bilişim Teknolojileri, İletişim ve Yapay Zeka Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Zafer Evis ile Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Öğretim Üyesi ve TÜBA Bilişim Teknolojileri, İletişim ve Yapay Zeka Çalışma Grubu Üyesi Dr. Abdulkadir Taşdelen eserin içeriğinin gerçekleştirme sürecinin yanında yapay zekâ ve millî teknoloji çerçevesinde değerlendirmelerde bulundu. Panelde, yapay zekânın teknolojik gelişmelerin ötesinde bilimsel üretim, eğitim, hukuk, insan kaynağı ve Türkiye’nin teknoloji politikaları açısından ortaya çıkardığı yeni olanakların yanı sıra getirdiği sorumluluklar üzerinde duruldu.