Türkiye’de her konuda bilgi ve fikir sahibi olmak geri kalmışlığımızın özelliklerindendir. Deprem sonrası çoğumuz depremci, yenildiğimiz milli maçlar sonucu çoğumuz futbolcu, hasta olduğumuz zaman çoğumuz doktor ve Bilim Akademisi ile ilgili bir yeni uygulama gündeme geldiğinde kimilerimiz bilim uzmanı kesiliriz.
Bilim akademileri, her ülkenin üst düzey bilim kuruluşudur. Bu kurumlar, vaktiyle bilim üretmiş ve halen bilim üretmeye devam eden veya etmeyen seçilmiş bilim insanlarından oluşur. Bu kişiler, çok yönlü değerlendirmelerden geçerek bilim akademisi üyesi olurlar. Bu değerlendirmelerin herkesi tatmin etmediği doğrudur. Etmemesi doğaldır. Dünyada da Nobel Ödülü almış pek çok bilim insanı (Pierre Curie örneğinde olduğu gibi) akademilere kabul edilmemişlerdir.
Bilim Akademileri; bilimi tanıtmak ve toplumların bilime olan ilgisini artırmak, bilim insanlarının toplumsal statülerini yükseltmek amacıyla kurulur. Bilim Akademilerinin temel kuruluş amacı doğrudan bilim yapmak değil, bilimsel konularda topluma ve ülke yönetimine danışmanlık yapmaktır. Bilim insanları Akademiye bilimsel etkinlikleriyle aday gösterilirler. Ancak Türkiye henüz Bilim Akademisinin varlığını yeterince içine sindiremediği için üzerinde tartışmak ve Akademi yapısını denetlemek kimi çevrelerde bir basın görevi veya özgürlüğü gibi yorumlanmaktadır.
Bilim Akademileri kaynak bulan veya aktaran finans kuruluşu da değildir. Dünyanın ünlü Bilim Akademileri; NAS, Royal Society, Academia Dei Lincei gibi kurumlar, bilimsel çalışmalara mali destek vermezler. Onlar genellikle bilimsel çalışmalarıyla topluma yön vermiş bilim insanlarını üye olarak yapılarında bulundururlar. CNRS (Fransa), CNR (İtalya) NSF (Amerika), TNO (Hollanda) TÜBİTAK (Türkiye) vb. gibi kuruluşlar ise finansman kuruluşu olarak görev yaparlar.
Kuşkusuz Bilim Akademisinin üyesi olan insanlar, aynen Eski Yunan’da olduğu gibi topluma özellikle eğitime katkıyı bir çıkar sorunu gibi yorumlamazlar. Yani onların dershaneleri, okulları, üniversiteleri, gazeteleri yoktur. Onlar, topluma yararlı olacağı için, bu görevi karşılık beklemeden üstlenirler. Yani Akademi üyeleri pazar ekonomisinin bir parçası değildir. Bilimde temayüz etmiş insanlar Akademiyi oluşturmaktadır. Bu insanlar yönetimden sorumlu olmadıklar gibi, yanılabilirler, bu yanılgıyı savunmazlar ama düzeltebilirler.
Örneğin dünyada keşif ve buluşlarıyla öne çıkmış bir bilim insanı Akademiye onun buluşlarının ekonomiye kattığı değerler için değil, bilim alanına kattığı değerler ve bilimsel kişiliği nedeniyle seçilmektedir. Kuşkusuz yayın sayısı ve aldığı atıflar, hatta h-değeri, dikkate alınan unsurlar arasındadır. Ancak değerlendirme yalnız bu veriler üzerinden yapılmamaktadır.
Akademi hakkında Türkiye’de ve dünyada bilgi sahibi olmayanların fikir beyan etmesi umulduğu kadar yararlı olmayabilir. Bilim Akademileri bilimin bir finans merkezi olmadıkları gibi, teknoloji üreten kurumlar da değildir, olmamalıdır. Bilim Akademileri her ülkede bilimi özendiren ve o ülkenin bilimsel olgunluğunu temsil eden kurumlardır.
TÜBA'DAN HABERLER 






