Ana Sayfa :: Geri

C. TÜBA-TÜKSEK ÇAĞDAŞ MÜZECİLİK PROJESİ

Kültür varlıklarının içerdiği birikimin toplumun bilgisine aktarılmasında, en etkin olması gereken kurum müzelerdir. Çok zengin koleksiyonlara sahip olan, buna karşılık çok güç ve kısıtlı olanaklarla varlıklarını sürdürme çabasında bulunan müzelerimizin, çağımızda gelişen yeni anlayışlar doğrultusunda, kültür sektörüne çok yönlü olarak katkıda bulunacak şekilde yeni bir yapılanma içine girmesi gereklidir. Müzelerin sergileme dışında, çekim noktası olma, bilgilendirme ve tanıtma işlevlerini de yüklenmesi gereklidir.

AMAÇ

Müzelerin kültür sektörü oluşturmada önemli bir yeri olmalıdır. Müzelerin, yalnızca eski eserlerin korunup sergilendiği mekânlar olmakla yetinmeyip toplumu eğiterek bilgilendirme, kimlik bilinci oluşturma, düzeyli bir çekim noktası olmayı geliştirerek kültür sektörüne katkıda bulunma görevlerini de üstlenmesi gereklidir.

DURUM SAPTAMASI

Türkiye’de müzecilik ayrı bir uzmanlık alanı olarak görülmemiş, sanat tarihi ya da arkeoloji eğitimi alanların müzeci olması beklenmiştir. Oysa müze, konservasyon, aydınlatma, sergileme, toplum psikolojisi, halkla ilişkiler, pedagoji, işletmecilik gibi birçok uzmanlık alanını içermektedir. Müzecilik okulu ya da eğitimi, mutlaka arkeoloji ve sanat tarihinden bağımsız olarak başlatılmalıdır.

Aynı şekilde, “müze mimarisi” diye bir kavram da ülkemizde gelişmemiştir. Ülkemizdeki müzeler, bazı istisnalar dışında çoğu yeterli laboratuvar, atölye, depo ve çalışma alanlarından yoksun, sınırlı bir teşhir ve daha da sınırlı depo mekânları olan yapılardır. Yeni yapılacak müzelerde tip proje uygulamasından vazgeçilmeli, yapının sergilenen eserler kadar önemli olduğu ilkesinden hareketle bunlar için yarışma açılmalıdır.

Müzelerimiz pasif bir teşhir anlayışı sistemi içinde gelişmiş, göze güzel gelen nesne ya da eserlerin, göze güzel gelecek biçimde sergilenmesi ön plana çıkmıştır. Müzelerin, artık geçen yüzyılın başlarından kalma, aşırı ağırbaşlı, çekinerek girilecek mekânlar olmaktan çıkıp çekici, canlı bir ortama dönüşmesi gereklidir. Ancak, müzelerin çekiciliğini sağlarken, yapılan uygulamaların belirli bir düzeyin altına düşmemesi gerekir. Müzelerimizin bilgilendirme, eğitme işlevini de üstlenecek, daha canlı bir sergileme anlayışına dönüşmesi gereklidir. Bu amaçla teknolojinin olanaklarından olabildiğince yararlanılmalı, sanal anlatım yöntemlerinin uygulamasına da geçilmelidir.

Gelişmekte olan anlayış, müzelerin tüm olanaklardan yararlanarak çekiciliklerini arttırması, kendi kendilerini finanse eder duruma gelmesidir. Ancak bu, giriş ücretlerinin yükseltilmesi ile değil, müzenin sunduğu diğer girdiler ile sağlanmakta, çoğu ülkede müze ziyaretçi sayısını arttırmak için giriş ücreti bile alınmamaktadır.

Buna karşılık ülkemizde müze giriş ücretleri ve diğer yan gelirler müzeye kalmamakta, bundan hazine ve belediyelere gelir sağlanması beklenmektedir. Bu sistemin mutlaka değiştirilmesi, ayrıca müzelerin bazı giderlerden muaf tutulması zorunludur.

Ülkemizde müze teşkilatında çalışanların hem müze, hem de arazi elemanı olarak görev yapmaları beklenmektedir. Mutlaka arazi teşkilatı ile müze teşkilatının birbirinden ayrılması gerekir.

Ülkemizde genel olarak ören yerlerinin gezilmesi ile “açık hava müzeciliği” kavramları birbirine karışmaktadır. Gezenler açısından pasif olan ve tadını çıkartmak için bilgi birikimi gerektiren ören yerlerinin yanı sıra daha aktif bir sergileme uygulaması olan açık hava müzelerinin çok daha çekici olduğu, dünyadaki çeşitli örneklerle bilinmektedir. Ülkemizde, Batıda gelişen şekilde “açık hava” müzelerini kurabilecek ve çok daha çekici bir ortam yaratacak koşullar mevcuttur. Ayrıca sanal müzelerin oluşturulması da gündeme getirilmelidir.

 

 



Güncelleme Tarihi: 11/08/2004 Sayfayı Gönder Yazdır




Bilim Eğitimi Portalı uadmk Bilim Etiği TÜBA Kütüphanesi TÜBA Kütüphanesi resim Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü